Verimli ve başarılı bir sanatçı olduğu kadar
öğrenci
yetiştirmede de bir o kadar titiz, verimli bir eğitim emekçisi
Remzi Savaş. Yeni heykeltraşlar yetiştirerek, alternatif
düşünceler yaratmalarını isteyerek kendi şansını yarattığını
düşünüyor. "Ne kadar çok sanatçı varolabilirse,
ben de o
kadar çok varolurum" diyor.
"Ülkemizde
heykel eğitiminin verildiği tek kurum olan
Güzel Sanatlar
Akademisi’nin, 1930’lu yıllara kadar heykelin
eğitiminde ve yaygınlaşmasında,
atılımlar yapabildiği
söylenemez. Hadi Bara, Zühtü Müritoğlu’nun,
bu dönemde
Akademi’nin Eğitim Kadrosuna girmeleri, bunun yanında
Alman Heykeltraş
Belling’in Akademi’de görevlendirilmesi,
heykel eğitimimizde eskiye göre yenileşme
olarak
görülmektedir. Ne var ki, bugüne kadar sürdürülen eğitime karşın heykel,
toplumumuzda istenilen düzeyde yaygınlaşamamış, heykel sanatımız çağın çizgisine
yerleşememiştir.
Heykel
sanatında geri kalmışlığımız incelendiğinde, bunun toplumumuzun sosyo-ekonomik,
sosyo-kültürel yapısından kaynaklandığı görülecektir. Bir sanatçı ne kadar iyi
yetiştirilirse yetiştirilsin eğer sanatını uygulama alanı ve olanağı bulamıyorsa,
gelişimi düşünülemez. Toplumda o sanatın sanatçıları çoğalamaz ve sonuçta o
dalın özgün, çağdaş ürünleri de yaratılamaz.
Heykel
plastik sanatların içinde, sorunları en zor ve en ağır olanıdır. Bu nedenle
heykel sanatçısı sayısı, sanat tarihinin her döneminde diğer plastik sanat dallarına
göre daha az olagelmiştir. Bir de ülkemizin bu dalın gelişmesi için olumlu bir
ortamının olmayışı, bizde heykeltraş sayısını iyice azaltmıştır. 100 yıllık
geçmişi olan Akademiden bu dalda mezun olanların sayısı 155 kişidir. Buna diğer
eğitim kurumlarından mezun olup, bu dalda yetişenleri katarsak bu sayı 160’ı
bulur. Bunlardan bugün dallarında çalışabilenlerin sayısı 40’ı geçmez. Türkiye
gibi nufusu 50 milyonların üzerinde olan bir ülke için bu sayının ne kadar az
olduğu açıktır.
Diğer
sanat dalları yürütülse bile, heykel amatörce yürütülebilecek bir sanat dalı
değildir. Özel atelye, pahalı ekipman ve malzeme teminindeki sorunlar da buna
eklenince, heykeltraşın karşısına aşılması güç mali engeller çıkmakta, daha
işin başında yaşamını sürdürebilmek için bir başka meslek edinmekten başka çaresi
kalmamıştır. Bugün Güzel Sanatlar Fakültelerinde eğitim veren öğretim elemanlarının
dışında, heykeltraşlık mesleğini sürdürebilenlerin sayısı yok denecek kadar
azdır. Bu kadar az sanatçı grubunun toplumumuzda yarattığı etkinlik, heykel
sanatımızın toplumda yayılmasına yetmediği gibi kendi içinde de atılımlar yapabilmesine
olanak vermemiştir.
Okullarımızda
heykel kültürünü geliştirici yönde hiçbir eğitim verilmemektedir. Gerek Milli
Eğitim Bakanlığı’nca sanat eğitiminin gerçek uzmanları olmayan kişilere hazırlatılan
müfredat programları, gerekse okullarımızın gerekli atelye vb. olanaktan yoksun
oluşu, sanat eğitimine verilen önemin yetersizliği, öğretmenlerimizi zahmeti
biraz daha fazla olan heykele yönelik çalışmaları bir yana bırakıp, sadece resim
üzerine yöneltmiştir. Oysa orta öğretime yetiştirilen sanat eğitimcilerinin
plastik sanatların her dalında eğitildiklerini biliyoruz.
Bugün
Yüksek Öğretim Kanunu’yla kurulan yeni Güzel Sanatlar Fakülteleri ve Eğitim
Fakültelerininin, resim iş eğitimi bölümleri heykel eğitimi vermeye başlamışlardır.
Eğitim kurumlarımızın çoğalması bu dalda gelişimi hızlandıracaktır. Her eğitim
kurumunu bitiren konusunun en iyi uygulayıcısı olamayacaktır kuşkusuz. Hele
konusu heykel olan ve yaratıcılığa dayanan bir dalda atılımlar yapabileceklerin
sayısı her zaman az olacaktır. Ne kadar çok öğrenciyi bu dalda yetiştirebilirsek
o oranda ayakta kalabilenlerin sayısı artacaktır."
Heykel eğitimi de, sonrasında olduğu gibi çok fazla sorun barındırıyor. Savaş’a göre:
"Esasında her zaman sorun sözkonusu. Ancak bu olayı kafaya koydun mu, taş mı yok, gidersin bir yerlerden bulursun. Tıpkı tiryakinin sigara bulması gibi. Okulda, benim yapmak istediğim şey, bu işin tiryakilerini yaratmaktır. Belki de, en sorunlu bizim bölümdür. Öbür bölümlerde, öğrenci kağıdını alabilir ama öğrenciye bir metreküp mermer getir dediğin zaman, bu hem ekonomik hem de fizik açısından zor bir olay.
Konstantin
Brankuş adlı Romanyalı heykeltraş şöyle diyor: "Heykeltraş mısın, kral
gibi emredeceksin, Tanrı gibi yaratacaksın, köle gibi de çalışacaksın."
Yani, işin formülü bu aslında ."
Sanat
eğitimi veren kurumlarda uygulanacak eğitim, sanatçı adayına daha sonra kıramayacağı
akademik kalıplar yerine, düşünme ve yaratmada çok yönlü seçenekler vermeli,
geçmişin ve günümüzün sanatını çözümleyen, araştıran insanlar olarak yetişmelerini
sağlıyacak doğrultuda gerçekleştirilmelidir. Bu tür bir donanımla yetişen sanatçı,
sanat serüvenine atılma cesaret ve inancını kendinde bulabilecektir.
Heykel
sanatımızın sağlıklı gelişmesi, yaygın eğitimde yer alabilmesi için devletçe
alınması gereken önlemler şöyle sıralanabilir :
1)Birçok
ileri ülkede olduğu gibi, devlet ve sivil yapı maliyetlerinin belli bir oranının
bu yapılara uygulanacak sanat yapıtlarına ayrılması için, devlet yasal önlemler
almalıdır. Ayrıca yerel yönetimler bütçelerinden belli bir payı kente uygulanacak
sanat yapıtları ve gösterileri için ayırmalıdırlar. Bu tür zorunlu yaptırımların
bizim yasalarımızda yer almaması, sağlıklı çevrelerin yaratılmasına olanak vermemekte,
binalar, caddeler, meydanlar gün geçtikçe sanat kültürü yönünden fakirleşmekte,
insan için yaratılmış bir çevre olmaktan uzak kalmaktadırlar, yasal zorunluluğun
olmaması nedeniyle de heykeltraşlarla, ressamlarla işbirliği sonucu en sağlıklı
çevrelerin yaratılmasında etkin olabilecek mimarlarımız, kent planlayıcılarımız
genelde böyle bir gereksinimi duymamaktalar.
2) Bugünkü
yapılarıyla müzelerimiz heykele uygun sergileme olanağı vermemektedir. Bu nedenle
müzelerimizde özel heykel sergileme alanları oluşturulmalı, ayrıca açıkhava
heykel mekanları ya da müzeleri kurulmalıdır. Bu dalda uğraşanları özendirici
sergiler düzenlenmeli, bu sanatın gelişmesine öncülük eden sanatçılar ödüllendirilmelidir.
Devletin öncülüğünde ulusal ve uluslararası sempozyumlar, sergiler sıkça düzenlenmelidir.
3) Kurulacak
atelyelerle, halkın katılımı sağlanmalıdır. Sanatı geniş kitlelere yaygınlaştırmada
en etkin yöntemlerden biri de insanları seyirci durumundan çıkarıp, sanatsal
uğraşın içine sokmaktır. Sanatı algılamak durumunda olanın da yapan kadar eğitime
gereksinimi vardır. Müzelerde, kültür merkezlerinde ya da belediyelerce kurulacak
halka açık atelyelerde bu katılım sağlanabilir.
4) Kent
alanlarına olsun, devlet veya özel sektör yapılarına olsun, uygulanacak sanat
yapıtları çok sayıda sanatçının katılımı sağlanarak düzenlenecek yarışmalarla
belirlenmeli ve yaptırılmalıdır. Bir sanatçıya çok sayıda yapıt gerçekleştirme
yerine çok sayıda sanatçıya bir yapıt için değişik öneriler getirme olanağı
verilmelidir.Daha iyi ve daha çağdaş bu tür bir yöntemle yaratılabilir.
5)Devletin
sanatın yaygınlaşmasını teşvik edici önlemleri yanında denetleyiciliği gelmelidir.
Eğer sağlanan olanaklar olumlu yönde kullanılmazsa getireceği yarardan çok zararı
olur. Günümüze kadar gelen denetimsizlikler sonucu, kent alanlarına çevre etmenleri
düşünülmeden bilgisizce yapılan, heykelin plastik değerlerinden uzak zorlama
yapılar, çevreyi anlamlandırma, düzenleme yerine tam tersi bir işlevi üslenmişlerdir.
Bu tür kötü diyebileceğim heykellerin çoğunu, ülkemizin değişik kentlerinde
yaptırılmış olan Atatürk anıtlarında görmekteyiz. Yaptırılışındaki politika,
heykelin yetkin sanatçılarına yaptırılmayışı ve denetimsizlik iyi örneklerin
olması yanında birçok kötü örneklerinin de oluşmasına neden olmuştur. Anlamlarının
gereğini güçlü bir plastikle vurgulayamayan bu anıtlar, halkın heykel beğenisini
olumsuz yönde etkilediği gibi, alay konusu da olmaktadırlar. Meydanları sanat
adına kirletmeye, kimsenin ne de bu duruma izin veren yetkililerin hakkı olmasa
gerekir. Sanatın yozlaşması, başlı başına bir tehlikedir. Bunu önlemek için,
dalın uzmanlarından oluşacak bir kurulun oluşturulması gerekmektedir. Bu kurul
şimdiye kadar uygulanmış sağlıksız uygulamaları kaldırmaya, uygulanacak veya
devletçe satın alınacak yapıtların denetlenmesine yetkili kılınmalıdır.
Sonuç
olarak denebilir ki, sanat insanların çağın kültür düzeyine ulaşmasında katkıda
bulunan, olumlu yönde geliştiren bir uğraştır. Toplumun her ferdinin sanattan
pay alabilmesi için sanatın yaygın eğitimi, devletin vatandaşa olan görevlerinin
en önemlilerinden biridir. Devlet bu alanda yapılacak yatırımların diğer alanlara
yapılan yatırımlar kadar önemli olduğunun bilincine varmalıdır."